Performans anksiyetesi
Performans anksiyetesi, cinsel yaşamlarında sorun yaşayan erkekler kadar kadınların da en büyük kaygılarından biri. Üstelik bu durumdan şikâyet eden kadınların sayısı hızla artıyor. Kaynağında da büyük oranda orgazm olamama korkusu yatıyor. Bu sorunun üstesinden nasıl gelinir? İşte cevapları…
Cinsel yaşamda “performans anksiyetesi” denilince aklınıza ne geliyor? Erkeklerin ereksiyon sorunları üzerine duydukları kaygı mı? Yoksa, ön sevişme sırasında eşlerini tatmin edememe korkuları mı? Evet, cinsel yaşamda ‘performans’ denilince hep ‘erkekler’ geliyor aklımıza, değil mi? Ancak, bu kez konumuz erkeklerde değil, kadınlarda ortaya çıkan ‘performans anksiyetesi’. ‘Biz kadınların böyle bir sorunu yok ki?’ demeyin. Bir düşünün bakalım. Örneğin, tek gecelik ilişkilerin hızla yayıldığı, çok eşliliğin daha çok tercih edildiği günümüzde, “kıyaslanma” kaygısına kapıldığınız olmadı mı hiç? Veya, orgazm sorunu yaşadığınızda, bir sonraki ilişkinizde “Ya, yine orgazm olamazsam” kaygısıyla ilişkiye başlayıp, aynı sorunla karşılaştığınız bir durum? Belki, siz bu kaygıların üzerinde pek fazla durmadığınız için cinsel yaşantınızda bir sorun yaşamıyor olabilirsiniz. Ancak, günümüzde pek çok kadın artık ‘performans anksiyetesi’nden yakınıyor. Peki, kadınlar cinsel yaşamlarında ne zaman performans kaygısı taşıyorlar ve bu kaygılarından nasıl kurtulabilirler? Acıbadem Hastanesi Cinsel İşlev Bozuklukları Merkezi’nden Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Cem İncesu, kadınlarda ortaya çıkan ‘performans anksiyetesi’ üzerine bilinmesi gereken her şeyi sizler için anlattı. Gelelim, performans anksiyetesinin oluşma nedenlerine…
Uyarılma ve orgazm güçlüğü, performans anksiyetesinin en önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Anatomik sorun, diyabet, koroner kalp hastalıkları gibi fiziksel sorunlar ya da psikolojik kökenli sorunlar, orgazm güçlüğüne yol açabiliyor. Bunların yanı sıra, kadının yeterli cinsel deneyimi olmaması, dikkatini cinsel ilişkiye verememesi veya partneri tarafından şu ya da bu nedenle yeterince uyarılamaması da beraberinde orgazm güçlüğünü getiriyor. Orgazm sorunu yaşayan kadında bir süre sonra olumsuz beklenti, yani ‘Yine orgazm olamayacağım’kaygısı ortaya çıkmaya başlıyor. Bu durum bazen şiddetli boyutlara ulaşarak ‘takıntıya’ dönüşebiliyor. Kadının orgazma ulaşmasında sadece partnerinin dokunuşları yeterli gelmiyor. Aynı zamanda vajinal bölgesine yeterli düzeyde kanın ulaşması gerekiyor. Ancak, kadın çeşitli nedenlerden dolayı orgazm olmakta güçlük çektiğinde, stres devreye giriyor ve bu sorun karşısında vajinal bölgede kanlanmayı engelleyen ‘adrenalin’ hormonu salgılanmaya başlıyor.
Bunun sonucunda, kadın yine orgazm olmakta güçlük çekiyor. Yani, bir kısırdöngü oluşmaya başlıyor.
Vajinismus, pek çok kadının karşı karşıya kaldığı bir sorun. Öyle ki, ülkemizde cinsel terapi merkezlerine en sık başvurma nedenini oluşturuyor. ‘Vajinismus’, vajinal bölgedeki kasların kasılarak cinsel birleşmeyi engellemesiyle karakterize edilen bir hastalık. Bu hastalık kadınlarda da, performans anksiyetesine zemin hazırlayan bir diğer önemli unsuru oluşturuyor. Ancak vajinismus şikâyetinde performans anksiyetesi ön plana çıkmıyor. Çünkü vajinismus sorunundan yakınan kadın, her cinsel ilişki öncesinde ‘Yine başarılı olamayacağım’ kaygısıyla atağa girse de, “korku” ya da “acı hissi” daha ön plana çıkıyor.
Performans anksiyetesi, eşleri “erektil disfonksiyon” sorunu yaşayan kadınlarda da gelişiyor. Bu sorun genellikle cinsel yaşamla ilgili “mitlerden”, yani yanlış inançlardan kaynaklanıyor. Toplumda çok yaygın görülen bir inanışa göre, erkeğin ereksiyon sorunu yaşaması, tahrik olamadığına işaret ediyor. Bunun sorumlusu olarak da, onu tahrik edemediği düşünülen kadın gösteriliyor. Ülkemizde çok yaygın olan bu yanlış inanç yüzünden, eşleri ereksiyon sorunu yaşayan kadınlar, öncelikle kendilerini sorumlu tutuyor. Erkeğin ereksiyon sorunu devam ettikçe de, kadında bir süre sonra takıntı oluşmaya başlıyor. Öyle ki, kadın önsevişme öncesinde bile ‘Sertleşme olacak mı, olmayacak mı?’, ‘Onu tahrik edecek miyim, edemeyecek miyim?’ kaygısını duymaya başlıyor. Sürekli bu kaygıyla yaşayan kadında da bir süre sonra cinsel isteksizlik ve işlev bozukluğu gibi sorunlar oluşmaya başlıyor.
Artık kadınların da cinsellikte her şeyi erkekten bekleyip, pasif bir tutum takınmaları devri geride kaldı; özellikle de genç kuşaklarda. Günümüzün erkekleri, cinsel yaşamda artık daha aktif ve katılımcı bir kadınla birlikte olmayı tercih ediyor. Bu beklenti aslında sadece erkeklerde değil, aynı zaman kadınlarda da çok sık görülmeye başlandı. İste, bu beklentilerin yayılmasıyla birlikte performans anksiyetesi de daha sık ortaya çıkıyor. Çünkü günümüzün modern kadını, ön sevişmeden tutun da oral sekse, eşin ereksiyonundan boşalmasına kadar her aşamada ‘mutlu’ ve ‘uyumlu’ bir cinselliğin yaşanmasında kendilerinin de sorumlu olduklarının bilincinde. Öyle ki, ‘Tartışmamızın nedeni, cinsel yaşantımızda bir sorun oluştuğuna mı işaret ediyor?” diye düşünmeye başlayan kadınların sayısı da hızla artıyor. Cinsel yaşama daha aktif giren kadın, zevk almaya başlayınca da, doyuma ulaşması gerektiğinin bilincine varıyor ve doğal olarak erkeklerden daha fazla performans bekliyor. Günümüzde çok eşliliğin ve günlük ilişkilerin artması da, beraberinde kıyaslanma korkusunu getiriyor. Çünkü insanlar artık tek eşlilikten uzaklaşmaya başladıkları için, birlikte oldukları partnerlerini diğerleriyle kıyaslamaya başlıyor.
Performans anksiyetesi nedeniyle cinsel terapi merkezine başvuran çiftler olmasa da, cinsel işlev bozukluklarının ardında bazen bu sorun ilk sırada yer alıyor. Doç. Dr. Cem İncesu, cinsel işlev bozukluğuyla başvuran çiftlerde performans anksiyetesi tespit ettiklerinde, bu soruna yönelik tedavi uyguladıklarını belirtiyor. Bu sorun karşısında öncelikle “performans anksiyetesini” çözmeye yönelik ev ödevleri ve egzersizler veriliyor. Çünkü, sorun çözülmedikçe, çiftin asıl başvurma nedeni olan ‘erektil disfonksiyon’ ya da ‘orgazm bozukluğu’ gibi şikayetler ortadan kalkmıyor. Performans anksiyetesi bir çeşit ‘takıntı’ olduğu için tedavisi uzun uğraş ve zaman gerektirebiliyor. Tedavide, psikoterapiden çok, ‘ev ödevleri’ ve ‘egzersizler’ daha ön plana çıkıyor. Çünkü kişi bunu takıntı haline getirdiği için siz ne söylerseniz söyleyin, deneyimlerine odaklanmış oluyor. Dolayısıyla, tedavide temel prensip, kişiye takıntılarının tersi olan deneyimlerin yaşatılması. Örneğin, erektil disfonksiyon sorunu yasayan erkeklerin en büyük korkularından biri, cinsel birleşme sırasında ereksiyonlarını kaybetmeleri. İşte, bu noktada çiftlere cinsel birleşmeye girmeleri yasaklanarak, sadece ilişkiden zevk almaları isteniyor. Bunun sonucunda erkek cinsel birleşmeye değil, sadece zevke odaklandığı için ereksiyon sorunu ortadan kalkıyor. Böylesi bir paradoks yaşatmak, cinsel işlev bozukluklarında çok güçlü bir etki yaratıyor.
KAYNAK ECEERKEN
*Erkeklerde daha sık ortaya çıksa da, kadınlar da bu sorundan yakınıyor.
*Her yaştan, meslekten, eğitim ya da kültür düzeyinden insanları etkisi altına alabiliyor.
*Daha çok cinsel deneyimi olmayan insanlar bu sorunla karşı karşıya kalıyor. Özellikle cinsel deneyimi olmadan evlenen çiftlerde performans anksiyetesi daha sık görülüyor.
*Ergenlik döneminden itibaren mastürbasyon yaparak vücudunun hassas noktalarını öğrenen ve orgazma ulaşan kadınlarda performans anksiyetesi oluşma riski çok daha düşük.
*Bazı kişilik yapıları da bu sorunun gelişmesinde etkili oluyor. Öyle ki, “obsesif – kompülsif”, ” narsist” ya da “çekingen” kişilik bozukluğu olan kişilerde daha sık görülüyor. Örneğin, obsesif kişiler en ufak bir aksamada hızla takıntı geliştirmeye başlıyor. Ve, bir kez orgazm sorunu yaşadıklarında, mükemmelliyetçi yapıları nedeniyle “Niye olmadı?” kaygısını taşımaya başlıyor.
Cinsel Eğitim Nasıl Olmalı?
KADIN VE ERKEK
‘Her birinin kendisine has cinsel özellikleri vardır. Ergenlik çağı ile birlikte zirveye çıkan cinsel ihtiyaçlar, cinsel problemler, evlilik ve aile, evlilikte cinsel hayatın tatminkâr olması için uyulması gereken kurallar, hamilelik ve doğum, çocuğun bedensel ve ruhsal sağlığı, müstehcenlik ve muzır neşriyat, toplumda kadın erkek ilişkileri…’
Bütün bunlar insan cinsî hayatının ana başlıklarıdır.
Cinsel konuların akıl almaz istismarlara konu yapıldığı bir zamanda yaşıyoruz.
Bir tarafta cinsel hayat ayıplarla örtülü bir tabu olarak görülüyor… Öbür yanda, bütün mahremiyet sınırlarına meydan okuyan bir teşhircilik furyası yürütülüyor… Bu tezat tablosundan ortaya çıkan sonuç: cinsel hayatta tam bir anarşi hüküm sürüyor. O halde, dinî kaynaklara ve çağdaş ilimlere dayanarak yapılacak bir cinsel eğitim ihtiyacı ihmale gelmeyecek kadar âcil olmaktadır.
Cinsî konuların insan hayatındaki yeri nedir? Cinsel hayat hakkında bilmemiz gerekenler nelerdir? Medyanın olumsuz bombardımanından nasıl kurtulacağız? Doğru olan nedir? Neler yanlıştır? Sevap, ayıp, günah kavramları en doğru şekilde nasıl anlaşılacaktır?
Cinsellik hayatımızın bir parçasıdır. Yüce Kitabımızda da şöyle buyrulmuyor mu? İnsanlar iki ayrı cins olarak, ‘erkek ve dişiden’ yaratılmıştır. Bir çok ayette eşler arasındaki münasebetlerin biyolojik ve psikolojik boyutlarına işaret edilmiştir.
Yaradılışımıza yerleştirilen çok önemli bazı temel ihtiyaçlar vardır: Beslenme, barınma,uyku ve cinsellik gibi…
‘Şehvet’ olarak adlandırılan cinsî arzu (libido, cinsel haz) kadınla erkek arasında yaratılan birbirine yakın ve beraber olma ihtiyacının biyolojik temellerinden biridir.
Rum suresinin 21. ayetini dinleyelim: ‘Yine O’nun delillerindendir ki, size kendi cinsinizden, kendilerine meyil ve ülfet edeceğiniz eşler yarattı. Aranızda merhamet ve sevgi koydu. Şüphesiz bunda düşünen bir kavim için, ibret alınacak çok deliller vardır.’
Bediüzzaman, İşârât-ül İ’caz adlı eserinde, nefis bir duygusal yorum yapıyor:
‘İnsanoğlunun en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcut olmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler ve lezzetlerde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar. Evet, bir işte hayrete düşen veya bir şeye dalarak tefekkür eden adam, velev zihnen olsun, ister ki; birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın. Kalblerin en latifi, en şefiki, kısm-ı sani ile tabir edilen kadın kalbidir.’
Her bir hücrenin mikrokozmik seviyede, elektronlarına kadar, en ince bir plan dahilinde her türlü ihtiyacını mükemmelen karşılayan Vücut Sarayının Sahibi insanoğlunun bütün ihtiyaçlarını da belli nizamlara bağlı kılarak karşılamıştır. Dinimizin bize kazandırdığı iki temel ölçü olan helâl ve haram kıstaslarına göre kurulan bu nizam, insanın her bakımdan huzurlu olmasının şartlarını sunmaktadır.
Madem insanlarda cinsî ihtiyaçlar, arzular yaratılmıştır. Kadın erkeğe, erkek de kadına eğilimli kılınmıştır. O halde aile hayatı ortamında bu duyguların meşru bir şekilde karşılanması, sağlıklı ve vazgeçilmez bir husustur.
Dinimizde evliliğe büyük önem verilmiş, cinsel hayatı düzenleyen emir ve yasakların büyük çoğunluğu da bu temel ölçüye göre belirlenmiştir.
Zinanın, homoseksüelliğin, evlilik içinde cinsel hayattan çekilmenin, kısırlaşmanın, şehvetle bakmanın vs… yasaklanması, cinsî duyguların meşru yoldan, evlilik hayatı içerisinde tatminine dönük prensiplerden bazılarıdır.
Helâl ölçülerdeki cinsel yakınlaşma ibadet sınırları içerisinde değerlendiriliyor. Zira cinsel ihtiyaçlar kulluk bilinci içerisinde, emredilen prensipler doğrultusunda karşılanması huzur ve mutluluğun en önemli şartlarından biridir.
Cinsel hayattaki sapmaların insanları ne gibi tehlikelere maruz bırakabileceğine sanırım AIDS iyi bir örnektir.
Cinsel eğitim şart mı? İslam’ın emir ve yasaklarını öğrenmek, büluğ çağından itibaren aklı başında olan her Müslüman’a farz ve şart değil midir? Elbetteki bir kısım ibadetlerin sıhhati, bu bilgilerin bilinip yaşanmasına bağlıdır. Gusül abdestinin hangi hallerde zorunlu olduğunu kavramadan ibadet hayatı sağlık kazanabilir mi? Öyleyse cinsel bilgiler de doğru kaynaklardan öğrenilmelidir.
Çocuklar cinsel farklılıklarını daha iki, üç yaşından itibaren sezmeye başlarlar. Bildiğimiz anlamdaki cinsel ‘bilinç’ ise ancak büluğ çağı ile birlikte yerleşmeye başlar.
Aslında cinsel terbiye ve eğitim doğumla başlamalıdır. Kılık kıyafetten davranışlara, oyun ve oyuncaklara kadar pekçok hususta kız ve erkek çocukları farklı yetiştirilmelidir. Hz. Hasan’ın doğumunda sarıldığı sarı giysiyi Efendimiz beyaz bir giyecekle değiştirmiş, renk ayrımının önemine dikkat çekmiştir.
Cinsel terbiye çocukların büyüyüp gelişmesine göre yoğunlaşan bir seyir takip eder. Kızların anneleri, erkeklerin babalarınca eğitilmeye başlamaları en uygun olanıdır.
Eğitimin amacı çocuğun cinsine has davranışları normal ve sağlıklı şekliyle kazanmasıdır. Çocuktaki normal gelişme seyri dikkatle izlenmeli, sorularına kaçamaklar, ve yanlış sapkın yorumlar yerine, tatmin edici cevaplar verilmelidir. Azarlamak, baştan savmak zarar vericidir.
İbadetle ilgili cinsel bilgilerin verilmesinde geç kalınmamalıdır. Namaz ve orucun gerekleri öğretilirken bu bilgiler verilebilir. 6-7 yaş civarı uygundur. 7 yaşında, en geç 10 yaşında çocukların yatakları, odaları ayrılmalıdır.
En hassas dönem büluğ çağı: Bedenlerdeki farklılaşma ve duygu dünyalarındaki değişmeler, ana, babaların onlarla ciddi bir şekilde konuşmalarını, yol göstermelerini gerektirir. Artık çocukluktan çıktıkları, yetişkin birer genç kız veya delikanlı oldukları, bedensel ve ruhsal gelişmelerin onlara yüklediği sorumlulukların gereği anlatılmalıdır. Karşı cinsle ilişkilerin düzenlenmesi, cinsel hayatlarında nelere, nasıl dikkat edip, yasaklardan kaçmaları benimsetilmelidir. İnce ayrıntılara girmek yersizdir. Ancak evlilik hayatına ait meşru bilgilerin sapık, yanlış, kulaktan dolma, art niyetle piyasaya sürülmüş tehlikeli, zararlı ‘cinsel eğitim’ yayınlarıyla karşılanmasının önüne geçilmelidir.
Hadislerde belirtilen, meşru ölçüler içindeki cinsel hayat, Allah’a kulluğun bir yoludur. Sünnete uygun yaşayanın her konuda olduğu gibi cinsel konularda da başı ağrımaz.
Aile ortamında ananın kızına, babanın oğluna samimi bir havada doğru bilgileri sunması niçin ayıp olsun ki?.. Allah hakkı öğrenmede haya etmemizi emretmiyor ki..
Dengeli ve istikametli bir cinsel hayat huzurun, mutluluğun yollarından biridir.
Utanma duygusundan arındırılmış bir hayat anlayışının her fırsatta yaygınlaştırılmaya çalışıldığı, cinsî enerjiyi çizgi dışına kaydırma gayretlerinin olumsuz atmosferinde, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamak için geç kalmış sayılmayız. Böylece dünyayı cennete çevirecek huzur ve saadetli aile ortamı yüzümüzde güller açtırır.
Kaynak:
Dr. İbrahim Erbıyık
Zafer Dergisi – 2001-OCAK-289. SAYI
İslam’da Bakirelik
Bakire kelimesi genelde kız için kullanılır. Kızoğlan kız, henüz el değmemiş, cinsi temasta bulunmamış. Meşru veya gayrimeşru olarak bir kadınla cinsi temasta bulunmamış erkek için de “bekareti zedelenmemiş” ifadesi kullanılır.
İslam hukukunda bakirelerle ilgili bazı özel hükümler vardır. Bir veli bûluğ çağına eren kızını evlenmeye zorlayamaz, onun razı olup olmadığını sorar. Kız bakire ise susumasıve gülümsemesi onun evlenmeye razı olduğu anlamını taşır. dul kadından ise açıkça izin gerekir.
Hz. Aişe (r.a.):
- Ya Resulullah! Er görmedik kız utanır.
- Bakirenin rızası susmasıdır.
Bir kızın bekareti sıçramakla, yaralanmakla veya yaşlanmak suretiyle zail olursa bakire sayılır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bakire ile evlenmeyi teşvik etmiştir. Çünkü onunla ülfet etmek ve onu kendine bağlamak daha kolay ve güzel olur. Bununla beraber Resullullah (s.a.v.) dul ile evlenenlere de hayır dua da bulunmuştur.
Cabir b. Abdullah rivayet ediyor:
“Babam Abdullah öldü. Geride yedi kız bıraktı. Ben dul bir kadınla evlendim. Resulullah bana:
- Ya Cabir! Evlendi mi?
- Evet, evlendim
- Kız mı, yoksa dul mu?
- Dul ya Resulullah.
- Kendisini güldüreceğin ve seni güldürecek bir kızla evlenseydin ya.
- Babam Abdullah, Uhud da şehit oldu. Fakat geride yedi kız bıraktı. Doğrusu ben de bunların arasına kendileri gibi genç bir kız getirmeyi hoş görmedim de onların işlerini görecek ve onları terbiye edecek bir kadınla evlenmeyi uygun gördüm.
- Allah eşini sana mübarek eylesin.
Resulullah (s.a.v.)’ın hanımları içersinde kız olarak evlendiği sadece Hz.aişe validemiz vardı. Diğer bütün hanımları ile dul olarak evlenmişti. Bu bakımdan Hz.aişe validemiz bununla iftihar ederdi. Bir defa Hz.Aişe validemiz Resulullah (s.a.v)’a:
- Ya Resulullah? Lütfen söyler misin? Sen bir vadiye insen de orada bir mahsülü yenmiş bir ağaç, bir mahsülü yenilmemiş bir ağaç bulsan, deveni hangisinde yayar, otlatırsın?
- Başkası tarafından otlatılmayan ağaçta.
Hz.Aişe (r.a.) bu sorusu ile Resulullah’ın kendisinden başka bakire biri ile evlenmediğini kastetti.
Kaynak:
1) Muslim
2) Şamil İslam Ansiklopedisi
Adetli veye lohusa kadınla cinsel ilişkinin kefareti nedir?
ALLAH Resulu buyuruyor:
“Karısıyla hayız halinde, adetin ilk günlerinde ilişkide bulunursa bir dinar, son günlerinde bulunursa yarım dinar sadaka verir.”
Fıkıh kitaplarında, “Eğer kan kırmızı veya siyah ise bir dinar, sarı ise yarım dinar sadaka vermesi müstehap olur” denilmektedir.
Eğer bir müslüman adet halindeki hanımıyla ilişkide bulunmuşsa önce tevbe etmesi gerekir. Sonra da yukarı da belirtildiği üzere fakirlere sadaka vermesi gerekir. Bu sadakayı her iki taraf da verir.
İslamda Lohusalık (Nifas)
Fıkıh dilinde nifas yani lohusalık, doğumdan hemen sonra kadının cinsel organından gelen kan veya bu şekilde kan gelmesinin sebep olduğu hükmi kirlilik (hades) halinin adıdır. Böyle kadına da lohusa (nüfesa) tabir edilir. (4)
Doğumdan Önce Gelen Kan
Gebe olan bir kadından, çocuğunu dünyaya getirmeden evvel gelen kan, özür kanıdır. (1)
Hamile Kadın Adet Görebilir mi?
Kadınlar gebe kaldıktan sonra adet göremezler. Ancak adet zamanında kanlar âdet kanı sayılır. (2)
Sezeryanla Doğum da Lohusalık Olur mu?
Bir kadın sezeryanla doğum yapar da rahimden kan gelmezse, kadın lohusa sayılmaz. Böyle bir kadının sadece gusletmesi gerekir. Bu kişi namazını da kılar orucunu da tutar. (3)
Lohusa Neler Yapamaz?
Kadınların hayız hali ile ilgili dini hükümler nifas için de geçerlidir. Nifas halinde kadınlara ibadetler konusunda muafiyet tanınır.
Lohusa kadın:
- Namaz kılamaz,
- Oruç tutamaz,
- Mushaf’ı eline alamaz,
- Kur’an okuyamaz,
- Mescide giremez,
- Kâbe’yi tavaf edemez,
- Cinsel ilişkide bulunamaz. Cinsel ilişkinin helal olabilmesi için nifas kanı kesildikten sonra kadının gusletmesi veya (Hanefiler’e göre) bir namaz vakti kadar sürenin geçmesi gerekir. Bu sürede terk ettiği namazları kaza edemez, ancak farz ve vacip oruçları sonradan kaza eder. (4)
Kadın Düşükle Lohusa Olur mu?
Eğer düşük insanların isteği ile ilaçla veya cerrahi bir müdahale ile düşer de el, ayak, tırnak, saç ve parmak gibi organları belirmiş ise, lohusalık meydana gelir. Fakat organları henüz belirmemiş bir düşük ile lohusalık olmaz. Bu düşükle kan üç gün devam eder. Önceden de en az 15 gün temizlik hali devam etmişse, bir hayız kanı olur. Böyle olmazsa bir istihaze kanı sayılır.
Kırk Günden Fazla Süren Kan Nedir?
Lohusalığının en çok müddeti kırk gündür. Kırk günden fazla sürmez. Eğer kırk günden fazla sürecek olursa o özür kanıdır.
Lohusalıkta Değişim
Bir kadının lohusalıkta âdeti, mesela 20 gün kan görmek olsa, bu defaki lohusalığında 10 gün kan, 20 gün temizlik, 11 gün yine kan görecek olsa, işte bu kadının lohusalıktaki âdeti değişmiş olur ki bu arada kalan 20 günlük temizlik hali, iki kan arasında bulunduğu için, arka arkaya gelen kan hükmündedir. Şu halde bu kırk günün baştan 20 günü lohusalıktır. Her ne kadar temizlikle sona ermişse de kalan 21 gün de özür kanıdır ve bu günlerde kılamadığı namazları kaza edecektir.
Lohusalık Kanı Adetten Önce Kesilirse
Lohusa kadının kanı daha önce belli olan âdetinden önce kesilirse yıkanır, kendi belirli âdeti gelinceye kadar namazını kılar, orucunu tutar, fakat kocası ile cinsel ilişkide bulunmaz.
Lohusalık Müddetinde Aralıklı Kan Görmek?
Bir kadın doğum yaptıktan sonra 15 gün kan görüp, sonra 15 gün görmezse, sonra yine görse bu günlerin hepsi nifastır.
- Namazını terkeder,
- Orucunu temizlik zamanına bırakır,
- Kocası ile de cinsel ilişkide bulunmaz.
Kaynaklar: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, Gonca Yayınevi, 1993 (1, 3)
Kadın İlmihali, M. Cemal Öğüt, Bahar Yayınları, 1971 (1)
İzahlı Kadın İlmihali, Asım Uysal, Mürşide Uysal, Uysal Yayınevi, 2001, 11.Baskı (2)
İlmihal I, İman ve İbadetler, Türkiye Diyanet Vakfı, 1999, 2.Baskı (4)
Testis kanserine dikkat
Testis kanserleri 15-35 yaş erkeklerde en sık görülen kanser tiplerindendir. Ancak aylık kendi kendine muayene ve semptomların değerlendirilmesi ile hastalık erken dönemde yakalanabilir ve tedavisi kolay bir aşamada müdahale edilebilir.
Testis kanserlerinde görülen semptomlar:
- Testislerde küçük ağrılı kitle
- Scrotumda ağırlık hissi
- Alt karın bölgesinde veya kasıkta ağrı
- Testislerde elle herhangi bir değişiklik hissedilmesi
- Scrotumda ani kan veya sıvı toplanması
- Erken teşhiste en önemli kısım aylık kendi kendine muayenedir. Muayene için en iyi zaman sıcak bir banyo veya duştan sonra scrotumun sıcakla gevşediği andır.
Muayenede izlenecek adımlar:
- Aynanın karşısında ayakta durun. Scrotum derisinde herhangi bir değişiklik veya şişlik olup olmadığına bakın
- Her bir testisinizi her iki elinizle muayene edin. Orta parmaklarınız testisin altında, başparmağınız üstünde olmak üzere parmaklarınız arasında testisi nazikçe çevirin. Bir testisiniz diğerinden daha büyükse bu sizi şaşırtmasın. Bu normaldir.
- Spermi taşıyan ve biriktiren yumuşak ve tubuler bir yapı olan epididymisi bulun. Kanserli kiteler genellikle testisin bu bölgesinde yerleşir. Ancak testisin ön yüzünde de görüldüğü olur.
Eğer bu muayene sonucunda bir kitle ile karşılaşırsanız hemen doktorunuza görünün. Bu kitle kanseröz olsun olmasın hemen tedavi edilmezse yayılabilir. Unutmayın testis kanseri özellikle erken teşhis ve tedavi ile yüksek gerileme şansına sahiptir. Hemen tüm hastalarda testis kanseri yalnız tek testiste oluşur. Bu vakalarda erkek sexual ve üretken fonksiyonlarını diğer testisi ile sürdürebilir.
Hipnoz ve Cinsel Sorunlar
Kaliteli bir cinsel yaşantınız olduğundan emin misiniz?
Hipnozla kendi cinselliğinizi yeniden keşfedin…
Çok ilgi çekmesine rağmen hakkında bilinenler genellikle ya yanlış yada eksik olan Hipnoz; bilimsel, insanlık tarihi kadar eski ve güvenilir, bir şifa yöntemdir.
Hipnoz bilinçaltına açılan özel bir kapıdır. İyi bir terapist bu kapıdan girer ve cinsel sorunlara, kötü huylara, alışkanlıklara yol açan ve çocuklukta oraya yerleşmiş yanlış bilgileri, inançları, düşünceleri, algılamaları, davranışları bulur ve değiştirir.
Cinselliği tabu sayan, ayıp, yasak ve günah kavramları tarafından kuşatılan ve konuşamayan bir toplumun cinsel sağlığının yerinde olabileceği ne ölçüde mümkün olabilir? Toplumumuzda (iyimser bir değerlendirmeyle) her üç kişiden biri cinsel sorun yaşamaktadır.
Hipnoz sayesinde erken boşalma, iktidarsızlık, vajinismus, cinsel isteksizlik gibi cinsel işlev bozukları kolaylıkla ve kısa sürede ortadan kaldırılabilir.
Farkı cinsel sorunların kaynağına hızlı bir şekilde inebilmeyi sağlayan ve cinsel yaşamın renklendirilmesinde de büyük yarar sağlayabilen hipnoz sayesinde, orgazm olamayan,cinsel isteksizlik duyanlar, korku ve acı nedeniyle ilişki kuramayan vajinismuslu kadınlar, cinsel rüya dayatmaları içinde olanlar, cinsel iktidarsızlıklar, geçmişte yaşanan cinsel travmalar, sertleşme yaşayamayan, erken boşalıp partnerini tatmin edemediği için suçluluk duyan erkekler, çok daha kolay sorunlarından kurtulabilmektedir.
Derinde, geçmişte yatan sorunları, inançları, düşünce ve korkuları hipnoterapi teknikleri ile ortaya çıkarmak son derece kolaydır. Olay bazen çocuklukta yaşanmış bir cinsel taciz gibi ciddi bir travma olabileceği gibi, anne babaların özellikle kız çocukları korumak kaygısıyla onların aklına yerleştirdikleri erkek korkusu olabilir. Bazen küçük çocuğun farkında olmadan büyük kadınlardan duyduğu kızlık zarı, ilk gece öyküleri bu korkuların bilinçaltına yerleşmesine neden olur.
Erkek çocuklar arasında yapılan cinsel kırılmalar, cinsel organı iğrençleştirme, cinsel taciz girişimi/olayı ve bazen aşırı baskıcı bir baba iktidarsızlık nedeni olarak karşımıza çıkar. İnsanları hayata küstüren ve bir türlü çözülemeyen bu sorunlar birkaç saatlik seans ya da seanslar sonucu tamamıyla ortadan kaldırılabilir.
Sonuç olarak kontrol edilemez, çözülemez bir sorun yoktur.
Kaynak : cinsel-sorunlar
Seksin Acı Gerçekleri
İşte cinsel yaşamla ilgili kadınlara ve erkeklere dair dünyada yapılan çarpıcı araştırmalar..
Düzenli olarak porno izleyen insanlar giderek partneri tarafından daha seksi bulunuyor. (Zillmann/Bryant)
Amerika‘da yapılan bir araştırmaya göre seks bağımlıları farkında olmadan uykularında da seks yapıyor. Cinsel ilişki için gelen spektrum aralıkları partner ile yapılanla aynı oluyor. (Journal of Clinical Forensic Medicine)
Birlikte yaşayan çoğu çiftten kadınlar iç çamaşırın temiz olmasına dikkat ediyor.

Yaşlandıkça daha fazla orgazm olunuyor. (British Medical Journal)
Yeni Zelanda’da yapılan bir araştırmaya göre piercingli genç kadınlar partnerlerini diğerlerinden daha fazla değiştiriyor. (University of Otago Medical School)
Erkeklerin ortalama testis boyutlarıi 4,5 cm uzunlukta ve 2 cm olarak belirlendi.
Porno yıldızı Lisa Sparxxx dünyada hiç de sık rastlanmayan bir konuda, 2004 yılında bir günde 919 erkekle seks yaparak kayıtlara geçti.

5 ülkede yapılan araştırmaya göre cinsel ilişki ve boşalma 30 saniye ile 44 dakika arasında değişiyor.
Dünyada her 5 saniyede bir 2778 kere cinsel ilişki yaşanıyor. Fruktoz,
İnsan spermi 30 farklı bileşenden oluşuyor.
Teksas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre 50 öğrencinin yüzde 90′ı geniş penisin uzun penise göre daha iyi olduğunu belirtti.
Erkekler için seks sırasında görsellik önemli. kadınlar içinse duygular ve dokunuş daha önemli. (Eli LIlly/Ipsos Sante)
En çok oral seks yapılan ülke Avusturya.
Erkeklerin yüzde 74′ü her seks yaptıklarında orgazm olurken, yüzde 23′ünün orgazm olması zaman alıyor. (TNS/ABC)
Yatakta olmaması gereken Hareketler
Evinizin en romantik köşesi yatak odasında asla yapmamanız gereken hareketler.. Gecelerinizi mahvedebilecek yanlışlara düşmemek için dikkat etmeniz gerekenler..
Yatakta yemek yemeyin: Yatakta kahvaltı ya da yemek çok romantik gibi görünse de, gerçekler hiç öyle değil! Yatakta ekmek kırıntıları, yemek lekeleri vs gibi ayrıntılar çok itici gelebilir ve ortamın büyüsünü azaltabilir.
Susmayan cep telefonları: Yatakta telefonla saatlerce konuşmak erkekler için oldukça itici. Belirli bir saatten sonra cep telefonunuzun sesini kapatmanız iyi olabilir.
Çocuksu pijamalar giymeyin: Ateşli bir gece geçirmek istiyorsanız çocuksu pijamalardan uzak durun ve seksi gecelikler gitin.
İpek çarşaflar çok romantik olmayabilir: İlk bakışta çok romantik görünen ipek çarşafları sürekli düzeltme veya temiz tutma zorunluluğu hissedebilirsiniz. Amaç iyi bir gece geçirmekse sevgilinizle dargınlık yaşamamak için ipek çarşaflardan vazgeçin.
Yatakta kitap okumayın: Yatakta okumak çok zevkli olabilir ancak yanınızda sizi özleyen biri varsa çok iyi bir fikir olmayabilir. Entellüektüel konuşmalar yerine de seksi hareketler daha ilgi çekici olacaktır.
Yatak odasında televizyon bulundurma: Yatak odasında TV izlemek aşkı ve iletişimi azaltabilir. Önceliğiniz sevgiliniz olmalı yani yatak odasında TV bulundurmayın.
Bilgisayarda çalışma: Bilgisayarlar hayatımızda oldukça büyük yer kaplıyor. Dizüstü bilgisayarınızı yatağınız hariç her yerde kullanın.
Yatakta sigara içmeyin: Yatak odasına sinen sigara kokusu sevgilinizin libidosunu azaltabilir. Sevişmek için hoş kokulu ve temiz bir ortam en ideali.
Yatmadan önce yüz maskesi yapmayın: Gece bakımı cildiniz için önemli olabilir ancak sekse hazırlanan partneriniz için itici olabilir. Bu tür maskeleri seks sonrası alacağınız duştan sonraya bırakmanız en doğrusu olur.


